20 Aralık 2015 Pazar
18 Kasım 2015 Çarşamba
Istanbul Türküsü
İstanbul'da Boğaziçi'ndeyim,
Bir fakir Orhan Veli'yim;
Veli'nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Rumelihisarı'na oturmuşum;
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum;
"İstanbulun mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalı'm,
Senin yüzünden bu halim."
"İstanbulun orta yeri sinama;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalı'm,
Boynuna vebalim!"
İstanbul'da, Boğaziçi'ndeyim;
Bir fakir Orhan Veli;
Veli'nin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim.
-Orhan Veli
23 Ağustos 2015 Pazar
ellisande
Eldrene ay Ellan ay Carlan (translated from the Old Tongue as Eldrene daughter of Ellan daughter of Carlan) was the wife of King Aemon al Caar al Thorin and the last queen of lost Manetheren.
She was an Aes Sedai of exceptional strength with the power in an era when most channelers were considered strong.
She was a beloved figurehead of her people who named her Ellisande which translates from the Old Tongue as "The Rose of the Sun".
Historians relate that Eldrene possessed a great beauty.
Her hair was alike to spun gold and any man who gazed upon her was easily smitten.
It was said that wherever she went, flowers bloomed at her feet to make her smile.
So revered was she that soldiers of Manetheren frequently invoked her name in battle as a rallying cry.
8 Haziran 2015 Pazartesi
2 Haziran 2015 Salı
osho..
“Sabahın erken saatinde güneşin doğuşunu görmeye git. Gecenin tam orta yerinde otur ve yıldızlarla dolu gökyüzünü seyret. Git ve ağaçlarla, kayalarla dost ol. Git ve bir ırmağın yanında uzan ve onun akışını dinle… O vakit Tanrı’nın gerçek ibadethanesine yakınlaşacaksın. Sensin hakikat, tüm arayışlar ahmakçadır. Ne kadar ararsan hakikatten o kadar uzaklaşırsın. O yüzden bırak arayıp durmaları, tümüyle bırak arzulayışları, çabalayışları, isteyişleri… Hepsi aynı şeydir bunların… Yalnızca merkezinde kal, hazır ve açık ol, şart koşma o vakit kelimelere dökülemeyeni keşfedeceksin. Hakikati söylemek için onun birilerinin hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmemeliyiz. Hakikatine göre yaşa… Tüm dünyaya ters olsa bile… İnsanlar korkak, onlar için endişelenip durma… Kendi yolunda ilerle, kendi dansınla ilerle… Ve hatırla: ‘Seni iyi hissettiren şey iyidir. Sana güzel gelen şey güzeldir. Seni neşelendirense keyiflidir, hakikattir.’ Bırak da tek ölçütün bu olsun. Başkalarının görüşleri seni rahatsız etmesin. Bırak tek mihenk taşın bu olsun: ‘Her neyse seni mutlu eden, o doğrudur.’ Mutluluk hakikatin tek ölçütüdür.”
27 Mayıs 2015 Çarşamba
untouchables part2
Why I should feel this way?
Why I should feel this way?
Why I should feel the same?
Is something I cannot say
Is something I cannot say
Is something I can't explain
I feel you
Outside at the edge of my life
I see you
Walk by at the edge of my sight
Why I should follow my heart?
Why I should follow my heart?
Why I should fall apart?
Why I should follow my dreams?
Why I should follow my dreams?
Why I should be at peace?
I feel you
Outside at the edge of my life
I see you
Walk by at the edge of my sight
I had to let you go
To the setting sun
I had to let you go
And find a way back home
When I dream all I see is you
When I dream all I see is..
I never seen a light that's so bright
I never seen a light that's so bright
I never seen a light that's so bright
Blinded by the light that's inside
Blinded by the light that's inside
Blinded by the light that's inside you
2 Nisan 2015 Perşembe
18 Mart 2015 Çarşamba
17 Şubat 2015 Salı
how to be a yengeç.
22 Haziran - 22 Temmuz
Yengeç Burcu
''Alice Tavanarasında''
Bir yengece ne yaptığını sorsan, bin tane şey söyler... Ama aslında en fazla yaptığı şey ''aramak''tır… Neyi mi; HARİKALAR DİYARI'nı … Nerede? TAVANARASInda…
Yengeç burcunun yönetici gezegeni Ay ve doğal mekanı 4. evdir. Bu iki bileşeni anlamadan yengeci anlamak mümkün değildir. Önce 4. evden bahsetmekte fayda var. Denir ki, 4. ev haritanın merkezidir. Başladığın yer çıkış noktan ve bu devranda dönüp geleceğin yer, o yerdir. Kökün, anavatanın, yuvan, beslendiğin rahim, kopmayan göbek bağın, baba ocağın, ana kucağın, göklerden aşağı indiğin merdiven, etrafına ördüğün kale… Öyle tanıdık ve öyle güvenlidir ki, yengecin ”evcil” diye bilinmesine şaşmamak lazım. Aslında fiziksel anlamda ev değildir dertleri. Fakat daima tanıdık ve güvenli bir ortam ararlar kendilerini var edebilmek için. Yengeci yengeç yapan şey ”aidiyet” hissidir.
Aydan da söz etmeliyiz tam bu aşamada… O ”büyük özne”nin içinde var olmaya alışmıştır. Sağlam bir kökten ve teslimiyetin tek kural olduğu bir yerden gelmektedir. Ve hep ait olduğu yerin, kopup geldiği güneşin ışığını yansıtmak ister. Tıpkı AY gibi… Kendi başına ”güçlü ve özgür” olmayı, kendine bir hedef saptayıp ona doğru yürümeyi öğrenmesi gerekir. Egosunun üzerini sert birt kabukla kaplamaya, kendini herkesten korumaya çalışması bu ”beceriksizlik” hissi yüzündendir. Hayat içinde, – kumda yan yan yürüyen yengeçler gibi – herkesten biraz daha farklı yöntemlerle ilerlemesi de… Hatta zamanın olmadığı bir yerden geldiği için, her yere geç kalmasını bile, az biraz affedebiliriz!
Yengeç sahip olduğu ”maddi ve manevi” değerlerin kendisini yansıttığını düşünür. Bu yüzden de kendisiyle bütünleştirdiği şeylere sıkı sıkıya sarılır. Malı, parası, ismi, işi, üstü başı ve sevdikleri kıymetlidir. Bunları kamuya açmaktan hazzetmez ama paylaşmayı arzu ettiği kişilere gönlüne göre sunar. Onun birşey paylaşması, karşısındakine kıymet verdiğini gösterme biçimidir. Örneğin birilerini yemeğe davet ettiyse elinden gelenin en güzelini yapar. Hediye vermeyi de bu yüzden önemser ve vereceği herşeyi –bunlar da onun değerini yansıttığı için– özenle seçer. Ama bazen birşeyi birine almaya gidip, çok beğenirse vermeye kıyamadığı için kendine aldığı, sonra da müsriflik ettiği çin kendine kızıp asıl hediye vereceği kişiye biraz ucuzundan bir seçim yaptığı da görülmemiş şey değildir.
Kardeşlerine ve ahbaplarına düşkündür. Yakınına aldığı insanlardan sadakat ve tutarlılık bekler. İletişimlerinde biraz ketumdur! Geveze bile olsa aslında kendine dair fazla birşey söylememektedir. Çünkü yengeç içinden gelen sesler ile etraftan duydukları arasında daima kararsızdır! Hangi fikrinin vesvese, hangisinin içgörü olduğuna karar veremediği için kendisi de sıkıntı çekmektedir. Kendi içinde netlik sağlamadığı şeylere başkasının dikiz atmasından ve parmak basmasından hiç hazzetmez, hemen kapaklarını indiriverir. İfade yeteneği konusunda kompleks sahibi olmaları mümkündür. Aklına estiği gibi konuştuğunda anlaşılmadığının farkındadır. Zaten genellikle ne kadar zeki oldukları biraz geç anlaşılan insanlardır… Ama sözel yeteneklerini disipline etmeyi başaran yengeçlerin iletişimlerinde güçlü bir espri anlayışı ve derinlik sergiledikleri de bilinir.
En büyük aidiyeti evlerine hissederler, o yüzden de en fazla özendikleri yer evleridir. Ev adeta onların bedenleri gibidir… İçini kendilerini bütünleyen ve yansıtan şeylerle doldurmak ve ”bolluk” duygusunu her anlamda yaşamak isterler. Beslenmek onlar için çok özel bir ritüeldir! Tam istediği gibi yemediğinde ve doymadığında yengeçten bir hayır gelmez. Genellikle iyi yemek de yaparlar… Hatta erkekler içinde yemek yapanların çoğunda bir yengeç damarı olduğu tespit edilebilir! Ama aslında mümkün olsa annelerinin elinden beslenmeyi tercih ederler. Annelerini erken kaybeden ya da bir biçimde onlarla iyi ilişkiler kuramayan yengeçlerin ise mutlaka ”göbek bağı” kurdukları insanlar vardır. Bunun nedeni topraklanma ihtiyacıdır! Kendilerini bu dünyaya sımsıkı bağlayan bir şey olduğunu hissetmek onlara iyi gelir.
Anaç bir burç olarak bilinirler ama çocukları sevmek ve onlarla iyi geçinmek ile çocuk sahibi olmak ve sorumluluk almak apayrı şeylerdir! Aslında kendi ritimlerine ve tercihlerine müdahale edecek ve onlardan hazır olmadıkları zamanlarda birşeyler talep edecek hiçbirşeyle kontrat yapmak istemezler. Hayvan beslemek konusunda bile, sokaktaki kedi-köpeklere mama taşımayı tercih ettikleri ama eve düzenli olarak bakılacak bir hayvan almaktan çekindikleri bilinir. Fakat bir biçimde çocuk sahibi olduklarında, bunu çok ciddiye alır ve çok sahiplenici bir biçimde yerine getirirler. Dişi yengeçler çocuklarını kendi bedenlerinden kopmuş ama hep bir biçimde kendilerine ait bir varlık olarak görür, onlarla aralarındaki göbek bağını kopartmakta da bir hayli güçlük çekerler. Aslında bu bir ”transferans” ilişkisi gibidir! Çocuk yapan Yengeç çocukluğundan vazgeçmeyi kabul etmiş demektir ve bu geri dönüşü olmayan bir yolculuktur. Yengeç bunu önce bir tuzak gibi algılayacak, ardından da kendisi için düşlediği yaşamı çocukları adına oluşturmak üzere kolları sıvayacaktır. Kendi cinsinden olan çocuğunu kendine benzeterek ve kendi rollerini onun sırtına yükleyerek, karşı cinsten olan çocuğunu ise sonsuza dek ona sadık kalacak bir sevgiliye dönüştürerek, onların enerjilerini boğmamaya özen göstermesi gerekir. Erkek Yengeçlerin ise anneden çok anne olmaktan, çocuğu anneden – anneyi çocuktan kıskanmaya kadar ilginç tepkileri olabilir… Ama her halükarda sorumluluk duygusu gelişkin ve çocuğunun mutluluğunu fazlasıyla dert eden babalar oldukları bilinir. Özellikle kız çocuklarına aşırı bir düşkünlükleri vardır.
Yengeç partnerini kendisi seçer! Onun dünyasına siz arzu ettiğiniz için giremezsiniz… Onun bunu şiddetle arzu etmesi ve size sarması gerekir. Yoksa basit bir macera olarak kalır ve bir sonraki emre kadar köşenizde durmak üzere geri gönderilirsiniz. Öte yandan, cinsellik konusunda son derece tutkulu olan yengeçler, ten uyumu yakaladıkları insanlara bağımlı hale gelebilir ve onları da kendilerine bağlamak için masum hallerinden beklenmeyecek şeyler yapabilirler. Size sizi hissettirerek, tam olmak istediğiniz şeyi olmanıza izin vererek, kendilerini hayal edemeyeceğiniz kadar teslim ederek, gökte yanan bir güneş misali parlamanızı sağlarlar. Elbette kıskançtırlar! Bu tartışılamaz bir gerçektir ve şüpheye düştükleri zaman size dünyayı zindan ederler. Bu durum zamanla çok bunaltıcı bir hal alabilir. Ama, gitseniz de, bir başka insanla öylesi bir bütünlük yakalayamadığınızı görüp geri gelirsiniz. O zaman yengeç dizginleri eline geçirir ve zayıf zannettiğiniz kişinin sizin üzerinizde kurabildiği bağlayıcı etkiye hayret edersiniz. Yengeçlerin ”ne seninle ne sensiz” formatındaki ilişkileri sonsuza dek sürdürmek konusunda, başka burçlarda görülmeyecek bir yeteneği vardır.
Söz konusu evlilik –yani hayat ortaklığı– olduğunda ise, yengeç sıvı halden çıkıp, katı hale dönüşür! Gönül macerasından bağlayıcı ilişki ve sosyal statü formatına geçildiği anda, daha farklı beklentilerini de gündeme getirecektir. Evlilik veya iş ortaklığı söz konusu olduğunda kuralları koyan ve dizginleri elinde tutan kişi olmak eğilimini güçlü bir biçimde hissederler. Kalıcı ve sosyal ve ekonomik açıdan bağlayıcı bir ilişkiye girdiğinizde, yengecin o kadar da duygusal olmadığını ve her türlü hayat ortaklığını iş adamı soğukkanlılığı ile yürütmeye yatkın olduğunu görüp şaşırabilirsiniz. Kendisine kul köle olan bir yengeç sevgilinin, diktatör bir kocaya dönüştüğünü görmek, bir kadın için sıkı bir şok olabilir!
Son derece duyarlı bir arkadaş olarak tanıdığınız yengeç dostunuzla bir işyeri kurmaya kalktığınızda, pimpirikli, kuralcı, memnun edilmesi zor ve mesafeli bir hal alması da bir o kadar hayrete yol açabilir… Sorumluluklarının sınırlarını belirlemek konusunda biraz kararsız ve işe geliş saatleri açısından biraz rahat görünseler de, iktidarlarına sahip çıkmak konusunda son derece kararlıdırlar. Neye müdahale edip, neyin dışında kalacakları konusu hep biraz belirsiz olacak, bazı şeyleri iyilik olarak yapmayı önerecek ama asla tamamen üstüne almayı istemeyecek, ve mutlaka her konuda bir fikri olacaktır.
Yengeç çaktırmasa da hırslıdır! Sosyal onuruna, prestijine önem verir. Belirli bir pozisyon elde ettiği zaman da, bunu korumak ve geliştirmek için kendine özgü yöntemlerle ama gayet agresif hedeflerin altından kalkacak bir enerjiyle çalışabilir. Yengeç bir çalışanınız varsa, ona ne istediğinizi ve ne ödül vereceğinizi söyleyip, yöntemlerine fazla müdahale etmeyin! Ama sık sık rapor alın ve küçük hedefler koyup kendi sınırlarını aşabildiğini size ve kendisine göstermesi için ona fırsat verin. Övmeyi ve arada bir yemeğe götürmeyi de ihmal etmeyin. Öte yandan, yengeç bir yöneticiniz varsa da, sakın ayağına basmaya kalkmayın ve iktidarına gölge düşürmeyin. Kolayca alıngan ve tedirgin olabilirler. Ve bu durumda kıskaçlarının ne kadar can yakabileceğini hayal dahi edemezsiniz.
Gelelim yeteneklerine ve mesleki eğilimlerine… Yengeç’in en yaratıcı olduğu konulardan biri başkalarının kaynaklarını değerlendirmektir. Çok sağduyulu ve yaratıcı yatırımcılar olabilirler. Mimarlık, bankacılık, sigortacılık gibi sektörlerde kendilerine kariyer yapmaları mümkündür. Emlak spekülasyonu konusunda da çok yeteneklidirler. Tarih, özellikle din ve sanat tarihi, mitoloji, gibi konularda eğitim almayı ya da zevk için ilgilenmeyi isteyebilirler. İçe dönük düşünce yapıları onları her çeşit bilimsel araştırmaya uygun hale getirir. Elbette her zaman bir lokanta açıp işletebilir, ya da bir butik otel çalıştırabilirler.
Yengeçlerin değişim karşısındaki tepkileri tamamen yok saymaktır! Belirsizliğe bir kararla veya bir tutum değişikliği ile son vermek yerine, arafta kalmayı yeğlerler. Ta ki, hayat onları tamamen havasız bırakana kadar… Ama kendileri bir hayli eserekli olabilirler! Girdikleri duruma bahaneler bulmak konusunda bir dahidirler. Hayat istedikleri gibi gitmediğinde depresyona girip, ilgileri çeken birşey gördükleri anda aynı hızla geri çıkabilirler. Bazen kimsenin onlara dokunmaması için bir ek kabuk haline getirdikleri depresyon eğilimini ”sağlık sorunu” olarak almazsak, en fazla dikkat etmeleri gereken bölgeleri mide ve rahimdir. Kendilerini ifade edemedikleri, kızgınlıklarını bastırdıkları zaman gastrit ve özellikle boğaz bölgesini de etkileyen reflü gibi sorunlar yaşayabilirler. Cinsel enerjilerini olumlu yönde kullanamadıklarında ise en fazla rahim ve yumurtalık bölgesinde rahatsızlıkları olur. Üretken olamamak, bir işe yaramadıklarını düşünmek, kendilerini anlamsız hissetmek, günlük rutinlerinden hoşnutsuz olmak gibi süreçlerde ise, yemek yemeyi abartır, kilo alır ve sağlıksız beslenmeye bağlı olarak kolesterol, damar tıkanıklığı benzeri sorunlara yatkın hale gelebilirler.
Manevi yönleri oldukça gelişkin ve farklı titreşimleri hissetme kapasiteleri oldukça yüksektir. İç dünyaları fırtınalı, bilinçaltları hareketli, rüyaları ikinci bir alem kadar canlı ve karar mekanizmaları daima içgüdüleri ile fazlasıyla bağlantılıdır. Düşünmek ile sezmek arasındaki farkı çoğu kez tanımlayamazlar. Ancak iç disiplin ve özsaygı problemlerini halletmeden önce, etik açıdan fazlasıyla gevşek ve sorumsuz davranma eğilimi gösterebilirler. Yengeç bu dünyanın ”şakülü bozuk” bir alem olduğunu ilk anladığında önce içine kapanır, sonra tekrar açılırken meleğini susturup, şeytanını fazlasıyla cesaretlendirmeye, bencil, tüketici, prensipsiz ve sorumsuz davranmaya meyledebilir. Bu ”düşmüş melek” sendromunu atlatmak için bir hayli olumsuz deneyim geçirmesi ve kendiyle zorlu yüzleşmeler yaşaması gerekebilir. Kendini yeniden keşfetmeye ve özüne dönmeye karar veren yengeçlerin çok farklı bir bilgelik sergilediklerini ve tatlı bir çocuksulukla, sessiz bir olgunluk karışımı ”çelebi” bir duruş benimsediklerini görebilirsiniz.
Yolun sonunda her yengecin öğrenmesi gereken şey, ev dediği yerin kalbi olduğudur! Kendine dürüst kaldığı ve iç sesine kulak verdiği zaman, hem dünya üzerindeki yolculuğunda yolunu kaybetmemek hem de evin yolunu bulmak için başkaca bir göbek bağına ihtiyacı olmadığını huzur içinde keşfedecektir…
10 Şubat 2015 Salı
sonnet 116
Love alters not with his brief hours and weeks,
But bears it out even to the edge of doom.
If this be error and upon me proved,
I never writ, nor no man ever loved.
8 Ocak 2015 Perşembe
4 Ocak 2015 Pazar
SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz
Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde
Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak
Sen benim hiçbir şeyimsin.
- ATTİLA İLHAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
MEEEE ^_^